Neden Hemen İyileşmiyorum? Psikoterapinin Sabırlı Yolculuğu

Neden Hemen İyileşmiyorum? Psikoterapinin Sabırlı Yolculuğu

Dini Obsesyonlar, Vicdan ve İlahi Merhamet: İçsel Yargıcınızı Tanıyor Musunuz?

İnanç, insanın ruhsal dünyasında çıktığı en kişisel ve en derin yolculuktur. Ancak bu yolculukta bazen pusulamızın ayarı bozulabilir. Özellikle dini obsesyonlar (dini takıntılar) yaşayan kişiler için bu yolculuk, huzur verici bir limandan ziyade; sürekli tetikte olunan, hata yapmaktan korkulan ve her an cezalandırılma beklentisiyle yaşanan kaygılı bir sürece dönüşebilir.

Peki, zihnimizde hiç susmayan, bizi sürekli yargılayan o ses gerçekten ilahi bir ses midir, yoksa kendi içsel vicdanımızın fazla mesai yapan bir yankısı mı?

Kendi İçsel Yargıcımızla Yüzleşmek

İnsan zihni, belirsizlikle başa çıkabilmek için çeşitli kontrol mekanizmaları geliştirir. Dini takıntıları olan bireylerde bu mekanizma çoğu zaman “kusursuz olma” çabası üzerinden işler. Hata yapma korkusu o kadar yoğun hale gelir ki kişi attığı her adımdan, söylediği her cümleden ve hatta zihninden geçen en masum düşünceden bile bir günah çıkarma eğilimi gösterebilir.

İslam’ın teolojik zenginliğinde Allah’ın 99 ismi, O’nun hem kudretini hem de merhametini mükemmel bir denge içerisinde sunar. Ancak obsesif düşünce süreçlerinde bu denge bozulabilir. Kişi, kendi hatalarına karşı geliştirdiği acımasız ve yargılayıcı iç sesi ilahi iradeye yansıtır. El-Müntakim (adaletle cezalandıran) veya El-Kahhar (mutlak kudret sahibi) gibi isimler, zihinde yalnızca cezalandıran bir yargıç imgesine dönüşebilir.

Oysa bu durum, kişinin kendi öz benliğine karşı geliştirdiği şefkat eksikliğinin bir yansımasıdır. Kendini affedemeyen, hata yapma hakkını kendine tanımayan bir birey, Allah’ın da kendisi kadar katı ve affetmez olduğuna dair bir yanılsama geliştirebilir.

Yansıtmanın Psikolojisi: Biz Neysek, İnancımız da Odur

Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, ilahi olanı algılama biçimimiz; erken dönem ebeveyn ilişkilerimizden ve vicdan gelişimimizden tamamen bağımsız değildir. Eğer çocukluk yıllarında katı, eleştirel ya da hatayı kabul etmeyen bir ortamda büyüdüyseniz, zihniniz güveni çoğunlukla “kural ve ceza” üzerinden öğrenmiş olabilir.

Bu model yetişkinlikte de etkisini sürdürdüğünde, kişi inanç dünyasında aynı katılığı aramaya başlar.

Buradaki temel psikolojik mekanizma yansıtmadır. İnsan kendi içinde taşıdığı yoğun suçluluk duygusunu, ilahi denetim alanına aktarabilir.

“Allah beni cezalandıracak.”

Bu düşüncenin altında çoğu zaman aslında şu duygu yer alır:

“Ben kendimi affedemiyorum ve yaptığım hatanın yükünü taşıyamıyorum.”

Korkudan Şefkate Geçiş: “Mutlu Çocuk” ve İlahi Merhamet

Şema terapi perspektifinden bakıldığında, dini obsesyonların temelinde sıklıkla Cezalandırıcı Ebeveyn Modu bulunur. Bu içsel ses sürekli olarak:

  • “Yanlış yaptın.”
  • “Günaha girdin.”
  • “Bunun cezasını çekeceksin.”

şeklinde kişiyi eleştirir.

Oysa İslam inancında Allah; insanın hata yapmaya açık yaratılışını bilen ve buna rağmen kuluna El-Vedud (En Çok Seven), El-Ghafur (Çok Bağışlayan) ve El-Halim (Çok Sabırlı) isimleriyle yaklaşan sonsuz merhamet sahibidir.

İlahi merhamet, insan zihninin koyduğu katı kurallardan çok daha geniştir. Bu nedenle dini obsesyonlarla mücadele ederken aşağıdaki noktaları hatırlamak zihninize nefes aldırabilir.

Hatırlanması Gerekenler

  • Düşünce, eylem değildir.
    Zihninizden geçen kaygılı, korkutucu ya da yasak olarak değerlendirdiğiniz düşünceler; kişiliğinizi veya inancınızı belirlemez. Onlar yalnızca zihninizden geçen misafirlerdir.
  • İlahi olan, insan vicdanından daha şefkatlidir.
    Kendi vicdanınız sizi sert şekilde yargılayabilir. Ancak Allah’ın merhameti sizin kendinize yönelttiğiniz yargılardan çok daha büyüktür. Samimi pişmanlık, zaten tövbenin ilk adımıdır.
  • Kendine şefkat göstermek de manevi bir sorumluluktur.
    Kendi kalbine merhamet edemeyen bir insanın, sonsuz merhameti tam anlamıyla hissedebilmesi zorlaşabilir. Kendinize, çok sevdiğiniz bir yakınınız hata yaptığında göstereceğiniz anlayışla yaklaşmayı deneyin.

Son Söz: Kendi İçsel Yargıcınızı Serbest Bırakın

İnanç, korkuyla yönetilen bir yaşam biçimi değil; huzuru, güveni ve anlamı arama yolculuğudur.

Eğer dini yaşantınız sizi sürekli suçluluk, kaygı ve cezalandırılma düşüncelerine sürüklüyorsa, sorun inancınızdan çok zihninizdeki katı içsel yargıcın baskın hale gelmiş olması olabilir.

Korku insanı bulunduğu yere hapseder; sevgi ve merhamet ise gelişmesine alan açar.

Bu nedenle zaman zaman o cezalandırıcı sesi biraz kısın ve El-Latif olanın; kırılgan, hata yapabilen ama aynı zamanda değerli ve sevilen yanınızı da gördüğünü hatırlayın.

Kendinizi affetmeyi öğrenmeye başladığınızda, ilahi merhametin aslında her zaman sizinle olduğunu fark etmeniz çok daha kolay olacaktır.


Klinik Psikolog Dr. Reyhan Nuray Duman